Apartmandan villaya geçenlere kimse ilk ayın nasıl olacağını anlatmıyor. Herkes bahçeden, ferahlıktan, "artık üst kat komşusu yok" rahatlığından bahsediyor. Doğru, bunların hepsi güzel. Ama benim ilk otuz günümde beni asıl şaşırtan şeyler bambaşkaydı. Bir nevi günlük gibi tuttum, paylaşmak istedim.
İlk hafta: sessizliğe alışmak
Yenikent tarafında, iki katlı bir villaya taşındık. Eşyalar 6 Mart'ta geldi. İlk gece yatağa uzandığımda fark ettim ki ortalık fazla sessiz. On iki yıl boyunca Mamak'ta bir apartmanda yaşamış biri için bu sessizlik önce huzur değil, tedirginlik veriyor. Her küçük çıtırtıda "bu ne sesi" diye doğruldum. Meğer evin ahşap kaplamaları gece soğuyunca çıtırdıyormuş. Bunu bana ısıtma servisinden gelen usta söyledi, ben bir hafta hırsız var sandım.
İkinci hafta: bahçe seni seçiyor, sen bahçeyi değil
Villada bahçe almak bir şey, o bahçeyle yaşamak başka bir şey. İkinci hafta bahçedeki büyük çamın altını temizlerken sırtım tutuldu. Apartmanda hayatımda eline tırmık almamış biriyken, birden bir dönümlük alanın bakımı benim sorumluluğuma geçmişti. Yaprak topla, çimi biç, sulamayı ayarla, çiti boya… Liste bitmiyor.
Yan komşumuz, emekli bir öğretmen olan Nurten Hanım, çitin üstünden beni izlemiş. Sonunda dayanamayıp seslendi:
"Oğlum o çamın altını her hafta uğraşma, sonbaharda zaten hepsi dökülecek. Boşuna belini ağrıtma, bahar gelsin bir bahçıvanla anlaşırsın."
O gün öğrendim ki villa yaşamının yarısı komşudan öğreniliyor. Nurten Hanım'ın bana öğrettiği şeyleri hiçbir tapu memuru, hiçbir emlakçı söylemedi.
Üçüncü hafta: o fatura
Şimdi geldik asıl meseleye. Doğalgaz faturası. Apartmanda son kışımda ödediğim en yüksek fatura aklımda kabaca bin beş yüz lira civarındaydı. Villaya geçtikten sonra gelen ilk tam aylık fatura, neredeyse bunun üç katıydı. Zarfı açtığımda mutfakta öylece kaldım.
İlk tepkim "bir yanlışlık var" oldu. Ama yanlışlık yoktu. Mesele basitti ve taşınmadan önce kimsenin bana hatırlatmadığı bir gerçekti: apartmanda dört bir yanınız komşu daireyle çevrilidir, onlar da ısınır, sizin duvarlarınız sıcak kalır. Villada ise altınız, üstünüz, dört yanınız soğuk hava. Isıttığınız her derecenin bedelini tek başınıza ödüyorsunuz.
Üstelik biz evin iki katını da aynı sıcaklıkta tutmaya çalışmıştık. Halbuki üst kattaki yatak odaları gün boyu boş duruyordu. Bunu fark edince kombinin kat vanalarını ayarladım, gündüz sadece alt katı ısıttım. Bir de salon penceresinin altındaki o şık ama bir işe yaramayan dekoratif boşluğun ciddi şekilde hava kaçırdığını keşfettim; oraya geçici olarak bir fitil bant çektim.
Sonraki ay fatura belirgin biçimde düştü. Hâlâ apartman dönemimden yüksekti, ama artık beni şoke etmiyordu. Villada ısınma maliyeti apartmandan yüksek olacak, bunu baştan kabul edin; mesele bunu makul seviyede tutmayı öğrenmek.
Dördüncü hafta: komşuluk apartmandan farklı işliyor
Apartmanda komşuluk demek asansörde "günaydın" demektir. Villada ise işler daha yavaş ama daha derin ilerliyor. İlk üç hafta kimse kapımızı çalmadı, ben de "burada herkes kendi köşesinde" diye düşündüm. Yanılmışım. Dördüncü hafta sonu, sokaktaki birkaç ev bir araya gelip küçük bir mangal yaptı, bizi de çağırdılar. Meğer beklemelerinin sebebi yerleşmemize zaman tanımakmış.
O mangalda öğrendiğim pratik şeyler bir kitap dolusuydu: hangi su tesisatçısı dürüst, çöp kamyonu hangi saatte geliyor, kışın sokağın girişi neden buz tutuyor, hangi bakkal veresiye defteri tutuyor… Bu bilgiler hiçbir yerde yazmıyor, sadece o mangalda öğreniliyor.
Kimsenin söylemediği küçük masraflar
Bir de şu var: villaya taşınınca cebinizden çıkan, tek başına küçük ama toplamı şaşırtan harcamalar. Apartmanda kapıcı vardı, çöpü o alırdı; burada çöpü sokağın belirli noktasına ben götürüyorum. Apartmanda merdiven otomatı arızalanınca yönetim hallederdi; burada bahçe lambası patlayınca merdiveni dayayıp ampulü kendim değiştiriyorum, ya da bir elektrikçi çağırıyorum. İlk ay bir bahçe hortumu, bir tırmık, bir budama makası, bir de garaj kapısının bozulan tekerleği derken, hiç ummadığım bir miktar para uçtu.
Bunların hiçbiri felaket değil, ama toplamı insanı "villa bütçesi sadece taksit değilmiş" dedirtiyor. Taşınmadan önce sadece kredi taksitini değil, aylık bakım kalemlerini de kabaca bir kenara yazsaydım keşke. Şimdi her ay küçük bir "ev bakım" zarfı ayırıyorum, beklenmedik masraf çıkınca oradan karşılıyorum. Basit ama huzur veren bir alışkanlık oldu.
İlk ay bana ne öğretti
Dürüst olmam gerekirse, ilk birkaç gün "acaba yanlış mı yaptık" diye düşündüğüm anlar oldu. Sessizlik, fatura, bahçenin yükü… Apartman hayatının ne kadar "hazır" bir konfor olduğunu, ancak villaya geçince anladım. Orada birçok şey sizin yerinize hallediliyor; villada her şey sizin.
Ama ay biterken terazi başka tarafa kaydı. Sabah kahvemi bahçede içmek, Kerem'in toprağa ilk fideyi dikmesi, akşam üstü kapının önüne çıkıp komşuyla iki kelime etmek… Bunların hiçbiri apartmanda yoktu. Villa yaşamı konforu satın almak değil, bir hayatı kurmaya razı olmak. Faturayı, beli ağrıtan bahçeyi, gece çıtırdayan ahşabı kabul ettiğinizde, geriye kalan kısmı gerçekten güzel.
Villaya yeni taşınacaksanız tek somut tavsiyem: taşınmadan önce kombinin kat ayarını ve evin yalıtım durumunu mutlaka sorun, ilk kış faturasını kabaca da olsa hesaplayın. Ve ilk haftalarda komşular kapınızı çalmadı diye "mesafeli insanlar" demeyin; çoğu zaman sadece size alan tanıyorlar.